« Önceki |

20/8/2007

-Türkeş'siz

1- MİLLİYETÇİLİK

Türk Milletine karşı beslenen derin sevginin ifadesidir. Kalbinde başka bir ırkın gururunu taşımayan ve kendisini samimi olarak Türk hisseden ve Türklüğe adayan herkes Türk’tür. Her şey Türk milleti için Türk’e göre Türk tarafından sözleriyle özetlene bilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türk devletine sadakat ve hizmettir.

2- ÜLKÜCÜLÜK

İdealist kelimesiyle aynı anlamdadır. Ülkümüzün esasları Türk milletini ahlakta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması,yaşama ve ilimde teknikte dünyanın en ileri gitmiş milleti haline gelmesi, ekonomik açıdan kalkınmış, tarımda modern tekniği geliştirmiş ve modern sanayiyi kurmuş refahlı bir toplum haline getirme idealidir.

Ülkücülüğümüz : Türk milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak, mutlu müreffeh hale getirmek, bağımsız özgür kendi haklarına sahip bir yaşama kavuşturmaktır. Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Biz ülkücülüğü daima gerçekçi olmaya ve girişilecek faaliyetlerde Türkiye’yi hiçbir zaman tehlikelerle risklerle maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmasını esas kabul ederiz.

3- AHLAKÇILIK

Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirlerine zarar vermeden, sağlıklarını koruyarak tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi şekilde yararlanılacak şekilde hareketlerini tanzim etmelerini sağlamaya yarayan kuralların toplamı ahlakı meydana getirir. Ahlakçılık her şeyden önce kişilerin ve toplumun milli ahlak kurallarına bağlı olarak yetiştirilmesi ve milli ahlak kurallarına bağlı olarak yaşaması ilkesidir.

4- İLİMCİLİK

Bir memleketin refahlı olması, güçlü olması her şeyden önce o memlekette yaşayan insanların ilimde, teknikte ileri bir seviyeye ulaşmış olmalarıyla mümkündür. Karşılaşılan her olayın, önümüze getirilen her meseleyi gördüğümüz her işi önyargılardan ayrılarak art düşüncelerden sıyrılarak gerçekçi gözle görmek ve ilim zihniyetiyle bunu muhakeme etmek, değerlendirmek başlıca usul olmalıdır.

5- TOPLUMCULUK 
Her çesit faalietin toplumun yararina olacak sekilde yürütülmesi görüsüdür. Içtimai ve iktisadi olmak üzere iki ayri bölüme kapsamaktadir. Iktisadi görüs olarak mülkiyeti esas kabul eder, fakat mülkiyetin millet zararina kötüye kullanilmasina karsi olan bir görüsü belirtir. Karma ekonomiyi ve ana stratejik iktisadi faaliyetlerin devlet kontrolunda bulunmasini öngörür. Sosyal görüs olarak sosyal adalet düzeni, firsat esitligi, sosyal güvenlik ve sosyal yardimlasma teskilati kurulmasini kabul eder.   

6- KÖYCÜLÜK
Köyleri tarim kentleri haline birlestirerek kalkindirmayi öngörür. Köylünün tefecilerin elinden kurtarilmasi ve ihtiyaci olan kiredi ve diger yardimlarin saglanmasi için kooperatiflesmeyi hedef alir. Bilhassa orman bölgesinde yasayan köylüleri öncelikle ve hizla refaha kavusturmak amacini güder.  

7- HÜRRİYETÇİLİK VE ŞAHSİYETÇİLİK 
Birlesmis Milletler Anayasasinda yazili bütün hürriyetlerin saglanmasini gaye edinmisdir. Insanlarin sahsiyet olarak gelistirilmesini toplumun kalkinmasi için yararli bir yol olarak kabul eder.  

8- GELÍŞMECİLİK VE HALKÇILIK  
Insanlar ve medeniyetler daima daha iyi, daha güzeli, daha mükemmeli istemek ve aramakla gelisir. Elde edinenle yetinmemek ve daima daha ilerisini istemek ve bunu elde etmek için gayret göstermek suurudur. Ancak bu gayret ve çabalarda Türk milletinin tarihinden, milli benliginden ve kökünden kopmadan yükselmek ve ilerlemek gayedir. Yapilacak her iste halka dogru, halkla beraber olmayi ilerlemenin, yükselmenin vazgeçilmez bir prensibi olarak kabul ederiz. 

9- ENDÜSTRİCİLİK VE TEKNIKÇİLİK
Türk milletinin kalkinmasi için acele sanayilesmesi lazimdir. Dokuz Isik görüsümüzün esaslari gayet özet olarak bunlardir. 

Dokuz Isik, nasil kapitalizmi, marksist sosyalizmi retediyorsa, nasyonal-sosyalizmi ve fasizmi de rededer. Dokuz Isik ise, insan sevgi ve saygisina dayanir, ferdi ve iktisadi hürriyetleri bir bütün olarak gerceklestirmek isteyen demokratik bir görüsdür. Ilahlastirilmis fasist devletçilige, putlastirilmis nazist irkçiliga inanmiroruz. Biz, Türk´e asik, Türk vatanina asik Dokuz Isikçilariz. Amacimiz bu kutsal vatan üzerinde Büyük Türk milletinin ebediyyen bagimsiz yasamasini saglayacak milli görüsü çizmek, bunu savunmaktir.  
Dokuz Isik ilkelerinin basinda yer alan milliyetçilik, diger ilkelerin arasinda bulunan toplumculuk ilkesinin kavramindan daha genis bir kavramdir. Milliyetçilik kavrami içinde toplumculuk da vardir. Fakat, iktisadi ve sosyal kalkinma görüslerimizi belirtmek için düsüncelerimizi ayri bir toplumculuk ilkesi altinda ifade etmek yararli görülmüsdür. Toplumculuk derken, milletin varligini, toplum menfaatinin ,fertlerin üzerinde olduguna isaret etmek isteriz. Bu arada su noktayi tekrar önemle belirtelimki Nasyonal – sosyalizm, kapitalizmle, laboratuvar (Antropolojik)irkciliga ve antidemokratik bir siyasi espiye sahipken, Dokuz Isikçilik, Türk toplumculuguna, sosyal-psikolojik (manevi) bir soyculuga ve gerçek demokrasiye inanmaktadir. Türk milletinin gönül ve tasvibinden, tercih ve oyundan geçmeyen iktidar yollarina inanmiyoruz. Iktidar olduktan sonra da, demokratik yollarin gercek bir sekilde islemesine inaniyor, bunu savunuyoruz. Türk milliyetçilginden devamli sekilde korkanlar, Türk´ü  hiç bir zaman benimsemeyen enternasyonalistler, milli olan her görüse daima karsi çikmislardir. Bunu asla, bir an için dahi unutmamaliyiz. 
Bugün Anadolu yaylasinda yanliz Türk milletinin degil, tüm insanligin kaderi yogrulmaktadir. Bu bakimdan Türkiye´deki milliyetçiligi, köklü moral gelismeleri, içte ve dista desteklemek gerekir.On alti büyük imparatorluk kurmus bulunan ve insanliga örnek bir ahlak sunan üstün manevi degerlere ve dünyada emsali az, zengin bir ülkeye sahip bulunan Türk milleti, iktisaden geri kalmis basamakda olamaz. Daima keramet anayasada görülmüs, devrimlerin ruhu, şekillere mahkum olmus, muhtevaya inilmemistir.  Demokrasi insan varligina sevgi ve insan iradesine sayginin bir ifadesidir. Taklit ve kopyacilik ise milli sahsiyetimizin zedelenmesine sebep olmus, Türk aydini dis dünyadan kendi toplumumuza ilim, teknik getirmek yerine Batinin batil ve kokmus itikat ve itiyatlarini getirmistir. 
Ülkeyi, devlet varligini ve millet hayatini büyük belalardan kurtaran Kuvay-i Milliye ruhu cepheden tarlaya, tarladan laboratuara ve dengeli iktisadi kalkinma alanlarina intikal ettirilmis oldugundan ötürü milletçe büyük firsat kaçirilmis ve büyük bir zaman kaybedilmistir. 
Türkiye´nin bugün basta insan varligi ve insan gücü olmak üzere bütün imkanlari ilim, ahlak ve adalet suuru içinde seferber edilmelidir. Bu hareket var olmak, yok olmak endisesi ve korkusuna dayanmamali, büyük devlet olmak azim ve karari iradesinden dogmalidir. Türk milleti elbet bu hedefe ulasacak, insanligi hayira çagirmak, kötülükden meneylemek ve iyiligi emretmek gibi tarihi ve manevi görevini yerine bir kere daha getirecektir. Tarih buna ait ispatlarla doludur. 
Türk milletinin yükselisi için bu büyük hamleleri yapmak zorundayiz. Millete hizmet yolunda ne kadar büyük güçlükler ve tehlikelerle karsi karsiya oldugumuzu bilmekdeyiz; fakat güclükler bizim azmimizi ve mücadele gücümüzü bir kat daha arttirmaktadir. Muvaffak olacagimiza emin bulunuyoruz.

 

 

-Türkeş'siz 5 yılın ardından-

Zaman geçip gider,zaman vefasız
Doruğu terkeden duman vefasız
Makam sâbâ ise,keman vefasız
Şarkılar ölüyor,bu aşk ölmüyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor

Bilmezler nedir bu,bu nice bir aşk
Bu, akıldan öte,delice bir aşk
Bu,bir kurdun aşkı,bu yüce bir aşk
Kurt,severse vazgeçmeyi bilmiyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Sanma ki,bu,ana,kardeş sevgisi
Sanma bu bir kadın,bir eş sevgisi
Bu,bambaşka birşey,Türkeş sevgisi
Hiçkimseyle onun yeri dolmuyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Ana,kardeş,bir kişinin kaderi
Babanın kederi,evin kederi
Ama Türkeş,bir milletin lideri
Onun için,o hiç unutulmuyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Yıllar geçti,bir kar yağsa,durgunum
Tabut görsem dizim titrer,yorgunum
Kader ama,4 Nisan'a kırgınım
Şu nisanlar takvimden atılmıyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Ben haklıysam,yanımda Allah'ım var
Ne bir kör bıçağım,ne silahım var
Bir tek,nankörlere yetim ahım var
İhaneti benim aklım almıyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Şafak,hep mi böyle doğardı,dünya?
Karlar sancıyla mı yağardı dünya?
Benim de saçlarım ağardı, dünya
Yazım kara,karların da silmiyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Yüzyılda bir adam gelir başına
Söyle dünya,o da gelmez işine
Boşuna adamlık,sana boşuna
Ama gel gör,doğrudan kaçılmıyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..

Bilirim ki,ölenlerle ölünmez
Allah'ın işinden sual olunmaz
Ki,sebep bulunur,Türkeş bulunmaz
Sualim yok,ama yüzüm gülmüyor
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor..
Kimi sevsem,nere gitsem olmuyor...
Ne yapsam olmuyor,netsem olmuyor.....

20/8/2007

NİHAL ATSIZIN ARDINDAN NE DEDİLER NE YAZDILAR?

 

NİHAL ATSIZIN ARDINDAN NE DEDİLER NE YAZDILAR?

Büyük Türkçü H.N.Atsiz'in ölümü üzerine memleketimizin birçok taninmis milliyetçi ilim,fikir,politika ve edebiyat adami içine düstükleri büyük üzüntüyü terennüm eden beyanatlar verdiler,Siirler ve makaleler yazdilar,sözler söylediler.Ço?u Nihal Atsiz'in fikir ve kavga arkadasi olan bu sahsiyetlerin tepkilerinden bir demet sunmayi o büyük insanin ölümünün milliyetçi camiada uyandirdi?i büyük üzüntüyü ortaya koymak için gerekli gördük.
Nihal Beg'in ölüm haberini duydugumda inanamadim ve hala inanmak istemiyorum. Atsiz,Türk milliyetçiligine hizmet etmis,milli duygularin gençlik arasinda yayilmasinda gayret göstermis milliyetçi Türkçü bir fikir adamimimiz ve yazarimiz idi.
Nihal Atsiz'in erken denilebilecek bir ya?ta vefafi bütün milliyetçileri yasa bogmustur.Türk milliyetçilerine bassagligi diler,sabirlar temenni ederim.
Alparslan Türkes (MHP genel baskani)

Nihal Atsiz Beg hem ilim hayatimizin,edebiyat ve tarih sahasinda degerli bir uzmani, hemde kuvvetli milli romanlari ile çok degerli eserler vermis bir ülkücü idi.O'nun bütün hayatinin manasi Türk milliyetçiligi yolunda bütün Türklük alemine hizmet etmekti.Bu milli görevini hakkiyla hiçbir karsilik beklemeksizin serefle yerine getirmis ve Türk milletinin gerçek tarihi içinede layik oldugu yeri almistir.
Prof.Dr.Hikmet TANYU

Nihal Atsiz büyük bir Türk milliyetçisi olarak, Türk tarihi sahalarinda degerli eserler vermistir.Türk milliyetçiligine büyük hizmetler ifa etmis olan Atsiz Bey'in ölümü bizleri derin üzüntülere bogmu?tur.Atsiz'in ölümüyle Türk milleti bir degerini kaybetmis olmaktadir.Bütün Türk milletinin ve Atsiz'in yakinlarinin basi sagolsun.
Prof.Dr. Faruk K.Timurtaş

Atsiz'in Türk milliyetçiliginin yarim asirdir hiçbir kuvvetin burcundan indiremedigi bayraklarindan biri idi.O bayragi,ölüm de burcundan indiremeyecek,bundan sonra o bayrak yeni yetisen nesillere daha büyük y?yklar tutmaya devam edecektir.Atsyz milletimizin yetistirdi?i en hudut tanymaz idealist bir mütefekkirdir.Türk bir vazife için yaratylmistir o vazife kainat Türklestigi zaman biter.Diyen Atsiz Türk çocuklarina vatana hizmet için en imkansiza kadar açilan bir kayitsizlik ve sinirsizlik çizmek istemisir.Türk milleti siradan bir ferdini degil,asirlarda birgelen bir büyük evladini kaybetmistir.Milletimizin basi sagolsun.
Pof.Dr. Muharrem ERGIN

Türk milliyetçiliginin fikir ve ahlak cephelerinde derin bir bosluk birakarak fani hayata veda eden Nihal Atsiz,ülkücü gençligin kalbinde ebediyen yasayacaktir.O,millet davasinda saglam düsünce ve çelik iradenin timsaliydi.Do?ru bildi?ini hayaty boyunca söyledi,yazdi,yaydi ve milliyetçi gençligin gönlünde sarsilmaz bir taht kurdu.Milliyetçili?i kadrolayan Ziya Gölkalp'ten sonra bu dü?ünceyi gençligin ruhuna sindirmek için bütün ömrünü vakfeden fikir ve ahlak kahramani büyük Nihal Atsiz'i derin saygiyla selamliyorum.
Prof.Dr.Ibrahim KAFESOGLU

Nihal Atsiz, Fuat köprülü ve Zeki Velidi Togan'dan edebiyat ve tarih suuru kazanmys Türkçü ve milliyetçi bir yazardir.Tek parti devrinin reva gördügü zulümlere boyun egmeden Türkçülük ve Milliyetçilik ?uurunu yeni nesillere asilamis karakter örnegi bir tarih ve edebiyat adamidir.
Ölümü, Türkiye ve Türk dünyasy için büyük bir kayiptir.
Prof.Dr. Sükrü ELÇIN

Üzüntümüz çok büyüktür.Büyük bir Türkçüyü kaybetmis bulunuyoruz.Müteessirim.
Basimiz Sagolsun.
Prof.Dr. Amiran KURTKAN

Bir sene içinde üç büyük kayip arka arkaya geldi.Nejdet Sançar,Nurettin Topçu,Nihal Atsiz.Bu zincirin basina 1960'larin büyük kaybi Peyami Safa'yi da katarsak Türk fikir hayatinda meydana gelen bosluklar insani dehsete düsürür.Halbuki kaht-i rical var memlekette...Hem serefli hem de kibirli kimseye onurlu dendigi böylece seref ve haysiyet ile kibir ve kendini begenmisligin bir tutuldugu millet tabir ve kavraminin halklar ile degistirilmeye çalisildigi müstehcen film rezaletinin caddeleri doldurdugu kardesin kardesi vurdugu neye niçin düsman oldugu bilinmeden duvarlarda kahrolsun edebiyatinin yapyldigi günümüzün Türkiyesinde ne kadar muhtaciz onlara halbuki...Bari elimizde kalanlaryn kiymetini gözetip.milli manevi degerlerimizin henüz tahrip edilmemis olanlarina sahip çykabilsek...
Atsiz Hoca, mesela Fransa'da yasasaydi ve orada bir Fransiz Milliyetçisi olarak ölseydi.heykeli Pantheon'a dikilir daha sagliginda Akademisine alinir ve ölümünde devlet,resmi cenaze töreni düzenlerdi.Atsiz'i ise Türk milleti sinesine basacakhatirasi tarihe mefkuresi gelecek nesillere intikal edecektir.
Yste Atsiz Hoca'nin cenazesindeki üçüncü kusak,genç kusak,bana böylesine bir istikbal ümidi verdi.Kadyköy'den Karacaahmet'e daha bir dik daha bir güvenli yürüdüm.
Prof.Dr.Ayhan SONGAR

Türk milliyetçiligi yetmis yillik ulu çinarini daha kaybetti.Acimiz elbette büyük,üzüntümüz elbette derindir.Atsiz Hoca,Ziya Gölkalp'in tutusturdugu Türkçülük hareketini CHP'nin en baskili devrinde bile büyük bir cesaretle devam ettiren üç be? yigitten biriydi.Daha delikanlilik çaginda basladigi Türkçülük ülküsünün hayata gözlerini yumuncaya kadar hiç taviz vermeden devam ettiren nadir karakter sahiplerinin de en önde gelen temsilcisiydi.Bugün elli yasin altyndaki bütün Türk milliyetçileri Atsiz Bey'in burcu burcu kokan eserleriyle beslenmislerdir.
Merhuma Ulu Tanri'dan rahmet ve bütün Türk milliyetçilerine de bassagligi dilerim.
Doç. Dr.Necmettin HACIEMINOGLU

Nihal Atsiz'in ani ölümü Türk milletini oldugu gibi,beni de üzüntülere bogdu.Kaybimiz büyüktür.Hepimizin basi sagolsun.
Doç.Dr.Erol GÜNGÖR

Nihal Atsiz Bey'in vefatini derin bir üzüntü ile ögrendim.Esir Türkler davasina çok degerli hizmetleri geçmis hayatini Türk milletinin layik oldugu serefli mevkiye ulasmasi ülküsüne adamis bu büyük insanyn kaybi,Dogu Türkistanlilari derinden yaralamistir.Hizmetleri unutulmayacaktir.Ardindan gelen ve O'nun davasini sirtlanan nesiller bütün Dünya Türklügünün esaretten kurtuldugu dün oldugu gibi kytalara hükmettigi günleri görecektir.
Isa Yusuf ALPTEKIN

Atsiz çok yönlü bir kisiydi.Ülkü adamiydi.Duygulu ve kuvvetli bir sairdir.Kuvvetli dil bilginiydi.Çok kuvvetli tarihçiydi.Ama hepsinden üstünde ülkü adamiydi.Gerçek ülkü adami için baska hersey ülküsünün emrindedir.Atsiz'i da,muhakkak ki,övülmekten ziyade hayatindan ve çektiklerinden ülkünün gelecekteki mücadelesi için örnek ve ibret olarak dersler alinmasi memnun eder.
Tanri bu milleti Atsiz'inki gibi bir hayat göstermesin.Zira o hayat ancak iki unsurun biraraya gelmesi ile mümkün olmustu.Hiç bir seyden yylmayan ayni zamanda devletine derin bir sadakatle bagli ruh yapisinda bir kisiyle Türklüge düsman bir idare ve kayitsiz ve suursuz bir umumi efkar biraraya gelmisti.Bu ikinci unsur olmayinca tam Atsiz'inki gibi bir hayat olmaz.Ama sunu Allah'tan dileyeyim:Allah bu millete Atsiz gibi gönül vermis ve Atsiz gibi mücadeleden yilmayan daha nicelerini görmeyi nasibetsin.
Sunu iyi bilelim ki,Türk milletinin kurtulmasi ve yasamasi bu son duamizin kabul edilmesine baglidir.
Ismet TUMTURK

Ben 1944'te dogmusum
1944'te tabutlukdaymis Atsiz
Ve benim 1973 ilkbaharinda cezaevine girdigim günler.Atsiz'in cezaevinden ayrildigi günlere rastliyordu.
Hapishaneler,nezarethaneler,Sürgünlerle dolu serefli bir ömür yani...En zalim dikdatörlerin hükmettigi en zalim gardiyanlarin nezaretinde geçen bir ömür...Hayat degil bunaltan bir gözalti...Ve bu gözaltina ragmen Türkçülük düsmani düsmani hükümetlere Türkçülük düsmani bassavcilara ragmen Türklük için mücadele...
Atsiz demek iste bu demektir bence.
Ve bence yetistirdigi Türk gençleri de böylesine idealist böylesine cesur ve savascy olacaktyr.Ona baglilik aglamak degildir.Bir ok gibi,kursun gibi gitmektir gittigi yoldan.Ve o yolda ölmektir!
Türklük çok büyük bir evladini kaybetti.Türklük sa?olsun.
Necdet SEVINÇ

BOZKURTLAR AGLIYOR
Yyl 1975 ay aralik gün cuma
Büyük Türkçü Nihal ATSIZ Bey de öldü...

Bozkurtlar agliyor
Tanrı dagi dumanli...Ötüken yaylari yasli...

Bozkurtlar agliyor
Kürsatlarin gözleri kanli...Almilalar, Ay Hanimlar karalar bagliyor

Bozkurtlar agliyor
Türkçülügün son kalesi de düstü...Düsman kyvançli...

Bozkurtlar agliyor
Sarsin yeryüzü,öpsün gökyüzü,Atsiz'dan kalan bunca öksüzü...

Bozkurtlar agliyor
Üzgün kucaklar Oguzata,Bilgehan,Alpaslan...

Bozkurtlar agliyor
Ey Gök Tanri,Gökçe tanri!
N'olurdu Atsiz Bey'i Bozkurtlara bagislasan,almasan!

Bozkurtlar agliyor
Atsiz Bey Atsiz Bey!
Üstte gök çökmedikçe,altta yer delinmedikçe
Öldügün yolda,eserlerini bir Mesale edecegiz,
Türk dogduk,Türk ölecegiz...

Bozkurtlar agliyor
Yasayacak Bozkurtlarda yasayacak TÜRK soyu...
Tanri'nin rahmeti üstüne olsun...Sen rahat uyu!.
A.Rahim BALCIOGLU

GOK BILGE ATSIZ
Gök
Gök bilge
Gök bilge Atsiz
Gök bilge Atsiz uçmaga vardi
Duydun mu? Ey Tanry dagi.
Gök Tanri ,Görklü Tanri... Tanri
Gök bilge Atsiz ucmaga vardi
Gök bilge Atsiz
Gök bilge
Gök
Ülkü sütunlari ayakta bir-bir
Çilenin sabrini örmek içindir
Doganin susmasi ikindi vakti
Horyatlarda agitlarda gizlidir
Aciyla yogrulan yürek bizimdir
Tunçla?mis yürek senindir-senin
Daglarin ardinda yollarda sükut
Secdeye kapanan tümen tümender
Sonsuz zamandi
Sonsuz zamandi
Yücelere ululandi
Yücelere ululandi
Gök çinarin tohumlanmasi
Gök çinarin tohumlanmasi
Bozkurt çogalmasidir
Bozkurt çogalmasydir
Vey!de su aglar
Vey!de su aglar
Kiz aglar,ogul aglar
Kız aglar,ogul aglar
Ak kiz aglamasi sudur,yagmurdur
Kurt ogul durmasi hisardir surdur
Türkçülük isigi sönmeyen kaynak
Atsiz'in gönlünde alevdir,kordur
Türk irki en yüce en soylu irktir
Bizde kutsallasan üç yedi kirktir
Savasta sulanip doyunca toprak
Acunda egemen yine göktürktür
Gök
Gök bilge
Gök bilge Atsiz
Gök bilge Atsiz uçmaga vardi
Duydun mu? Ey tanry Dagi
Gök bilge Atsiz uçmaga vardi
Gök bilge Atsiz
Gök bilge
Gök

Hayati BAKİ

 

20/8/2007

OĞUZ ÇETİNOĞLU

 

OĞUZ ÇETİNOĞLU
Devlet ve fikir adamı, kurmay subay - hukukçu Muzaffer Özdağ, 5 Şubat 2002 tarihinde, Ankara'dan Hakk'a yürüdü. 15 Nisan 1933 tarihinde, Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde doğmuştu. İlk ve orta öğrenimini Kayseri'de tamamladıktan sonra Harp Okulunu, Harp Akademisi'ni ve Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 27 Mayıs 1960 İhtilâli'ni gerçekleştiren ekipte ve akabinde kurulan Millî Birlik Komitesi'nde Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle yer aldı. O dönemde, solcu kalemşörler hayli aktif ve saldırgan idiler. Etkinliklerinden rahatsız olan Merhum Özdağ "Babı âli'den de geçeceğiz !" deyişiyle dikkatleri üzerine çekti. Aynı zamanda da basının boy hedefi oldu. Kızılcıklar, O'nun adını yazdıkları kum torbalarına aylarca yumruk salladılar.
Millî Birlik Komitesi'nde, partiler üstü yönetim fikrinde ısrar eden Alparslan Türkeş dâhil 13 fikirdaşı ile birlikte 13 Kasım 1960 tarihinde tasfiye edildi. Onların isimleri "Ondörtler" olarak anıldı. Muzaffer Özdağ, Japonya'da Hükümet Müşâviri olarak görevlendirildi. 14'lerin yurda giriş yasağı kalktıktan sonra, merhum Türkeş ile birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi saflarında yer aldı ve Afyon Milletvekili seçildi.

1971 yılında aktif politikadan çekildi, serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde, fikrî çalışmalara ağırlık verdi. Tarih, millî güvenlik, strateji ve jeopolitik konularını Türk Milliyetçiliği açısından inceledi, tebliğler sundu, makaleler yazdı, konferanslar verdi. Tebliğlerinden birinde şöyle diyordu: "Özgün ve kültürel varlık ve kimliği ile bağımsız millet ve devlet hayatını, tarihinin başlangıcından günümüze sürdüren yegâne millet, büyük Türk Milleti'dir.

Muzaafer Özdağ, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları ile kültürel ilişkilerin geliştirilmesi için çalıştı. Şu cümlesi, O'nun konu ile ilgili görüş ve düşüncelerinin özetidir: "Sovyetler Birliği'nin dağılması ve çözülmesi ile doğan Türk Cumhuriyetleri arasındaki siyâsî sınır çizgileri, batılı sömürgeci güçlerin Afrika'da, Ortadoğu'da ve Arap coğrafyasında petrol ve nüfuz bölüşüm hesaplarına göre çizdikleri sınır çizgilerinden daha sun'idir.Rusluk, siyâsî - idârî sınır çizmekle yetinmemiş, Türk toplumlarını kolay bölüp yutmak için biribirlerine yabancılaştıracak politikalar da izlemiştir. Eski dönemlerin izlerini silebilmek için Türklüğün yeni dünya nizamında varlığını ve hukukunu koruyabilmesi, saygın bir güce erişmesi ile mümkün olabilir." Merhum Özdağ bu amaçla Türkiye - Azerbaycan Dostluk Derneği'ni 1990 yılında kurdu ve Hakk'a yürüdüğü güne kadar Genel Başkanlığı'nı yaptı.

Bölücü Kürtçülerin simge olarak benimsedikleri yeşil - sarı - kırmızı renklerin, 7. asırdan 11. asra kadar yaşamış Türk beylerinin elbiselerinde ve Osmanlı ordularında kullanılan sancaklarda, bayraklarda ve tuğralarda yer aldığını Türk kamuoyuna duyuran ilk kişi Muzaffer Özdağ olmuştur.

Merhum, basılı eserleriyle de hizmetlerini yarınki nesillere ulaştırabilme gayretleri içerisinde oldu. Bu eserlerinden önemli üç tanesi şunlardır: 1- Türk Dünyası Gerçeği / Türkiye - Azerbaycan Dostluk Derneği Yayını (1997) 2- Türk Aleviliğinin Yükselişi / Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını (1998), 3- Türkiye ve Türk Dünyası Jeopolitiği Üzerine / Avrasya Bir Vakfı - ASAM - Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayını, Ankara 2001. Bu kitapta, oğlu Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından kaleme alınmış dikkat çekici bir önsöz yer almaktadır.

Merhum'un şairlik yönü de vardı. Azerbaycanlı şair Elmas Yıldırım'ın Kara Destan başlıklı şiirine bir nazire yazmıştı. Dokuz kıt'adan oluşan Kara Destan 2 başlıklı şiirden iki kıt'a şöyledir:

Uluğ yurdun doğu yanı sarı selle kaplanmış
Kaşgarlı'nın sinesine kızıl mızrak saplanmış
Çinleşmeye direnenler getolarla toplanmış
Tez ölümü lütuf bilip bekleşir aman hey !
Uluğ Türk'ün düştüğü hal yaman hey !

Başarılı ilk atılım süper güce erişmeye yetmedi,
Millî Misak ötesinde büyük çile bitmedi.
Türk yurtları dert içinde boğuldu,
Sevenleri öldürüldü, diyar diyar kovuldu.
Uyan ey Türk, bil ki soyun - halkın dağıldı
Nerde birlik, bilim, teknik, iman hey !
Kanatlanıp çağ aşmazsan inan, hâlin yaman hey !

Mümtaz insan Muzaffer Özdağ ile birlikte, Türk Milliyetçiliğinin bir meş'alesi daha söndü. O'nun fikirlerinden oluşan meş'aleler, dünya durdukça Türk Milliyetçilerinin yolunu ve geleceğini aydınlatmaya devam edecek.

Ruhun şâd olsun değerli büyüğüm, aziz dostum. İnancı kavi, mü'min ve aydın bir Türk Milliyetçisi idin. Mekânın cennettir inşallah

20/8/2007

ZİYA GÖKALP

ZİYA GÖKALP

Ziya Gökalp, çağdaş Türk düşünce tarihinin büyük mütefekkirlerindendir. Türkçülük akımının felsefesini yapmış, Türkiye'de millî edebiyatın gelişmesini sağlamış bir sosyolog ve mürşittir.
Tarihin çeşitli medeniyet eserlerini kucağında taşıyan Diyarbakır'da doğdu. Bu şehir, kütüphaneleri, medreseleri ile Anadolu'nun en eski kültür merkezidir. 1876 yılının 23 Mart günü, Ziya Gökalp'in babası vilâyet evrak müdürü Tevfik Efendi, evinin selâmlığında oturmuş, eşinin doğum haberini beklerken Çolu Hoca adında bir ziyaretçi geliyor :
- Bu saatte bir oğlunuz olacak, adını Mehmet Ziya koyunuz, diyor. Gerçekten, bir süre sonra Tevfik Efendinin bir oğlu dünyaya geliyor, adını Mehmet Ziya koyuyorlar.
Ana ve baba, çocuğun yetişmesi için büyük ihtimam gösteriyor. Küçük Ziya, daha yedi sekiz yaşlarında Şah İsmailleri, Aşık Keremleri okuyor. On dört yaşına gelince Ziya Paşaların, Namık Kemallerin eserlerinden zevk almaya başlıyor. Tevfik Efendi ileri görüşlü bir insandır. Ziya'ya okuma zevkini aşılıyor, onu yüce ülkülerle besliyor. Namık Kemal'in öldüğü gün oğluna: "Bugün büyük bir matem günüdür, çünkü milletin en büyük adam? Namık Kemal öldü. Sen de onun yolundan gideceksin, onun gibi vatansever, hürriyet sever olacaksın", diyor. Psikolojik bir anlayışla yapılmış olan bu telkin, Ziya için bir baba vasiyeti olmuş, ona istikamet vermiştir.
Ziya rüştiyede okurken sevgili babası ölüyor. Onun yerini amcası Hasib Efendi alıyor. Hasib Efendi İslâm felsefesini iyi bilen, aydın bir insandır. Ziya'ya İbni Sina, İbni Rüşd, İmam Gazali gibi büyük İslâm filozoflarını tanıtıyor. Arapça'yı, Farsça'yı ve ilmî araştırma metodunu öğretiyor.
Ziya, 1890'a doğru idadiye giriyor. Kelâm, fizik ve biyoloji okuyor. Müspet ve menfi bu iki akım, kafasında hakikat şimşekleri yerine derin bir şüphecilik doldurmuştur. "İnsan" denen ve kalbin biricik pınarı olan faziletli varlığın âciz, hürriyetsiz, iradesiz, "madde"den yapılmış bir makine olmasını aklı almıyor. Binbir tehlike ile tehdit edilen, fakat bunun farkında olmayan Türk milletinin istibdattan nasıl kurtulabileceğini düşünüyor. Bunun için mucize lâzım. Bir ümit felsefesi arıyor. O günkü Türk toplumunun problemlerini ele almayan tasavvuf ve kelâm bilimleri ona bu felsefeyi vermiyor. "İnsanlığı yükseltmek, milleti, vatanı kurtulmuş görmek istiyorum" diyor. "Hakikat-i kübra" adını verdiği "Büyük hakikat" i arıyor. "Onu bulabilsem, hiç bir derdim kalmayacak" derken, korkunç bir fikir buhranına yuvarlandığını ifade etmiş bulunuyordu.
Böylesine engin emellerle dolu bir ruh, Diyarbakır'ın öldürücü istibdat havasında yaşayabilir miydi? Felsefî düşüncelerin doğurduğu bu buhran onu intihara sürükledi. Kurşun beyninde kalmış, fakat olay zararsız atlatılmıştır.
Ziya o sıralarda bir ihtilâl şarkısı yazarken bilinçaltının karanlığından fışkıran bir mısra ona aradığı hakikatin kaynağını gösteriyordu :


Mev'uttur (vaat edilmiştir) bugün bana namusu milletin
Ülkülerine ulaşmak kararındadır. Amcasına haber vermeden İstanbul'a gidiyor. O zamanın parasız okullarından biri olan baytar okuluna yazılıyor. Tıbbiyelilerin kurmuş olduğu gizli cemiyete girmeyi de ihmal etmiyor. Yol harçlığı olarak kendisine gönderilen paraları, yardım olarak gizli cemiyetlere veriyor. Bazen kendisi günlerce parasız kalıyor. Baytar okulunun son sınıfında iken, istibdat aleyhindeki gizli hareketlere katıldığı için tevkif ediliyor. Taşkışla'da dokuz ay hapsedildikten sonra (1900), Diyarbakır'a sürülüyor.
Ölmüş olan amcasının vasiyetine uyarak kızı ile evlenmiştir. Sade bir hayat sürüyor. Meşrutiyetin ilânına kadar gelip geçici birkaç memurluktan başka bir işle meşgul değildir. Amcasının bıraktığı servetin mühim bir kısmını Diyarbakır'a sürülmüş olan hürriyet mücahitleri için harcamış, emlâkinin yarısından fazlasını ve kıymetli eşyalarını da satmıştır. Parayı sevmiyor. Durup dinlenmeden okuyor, yazıyor, düşünüyor; kendi tefekkür dünyasında yaşıyor.
Meşrutiyet ilân edilince (1908), İttihat ve Terakki Cemiyetinin Diyarbakır şubesini açıyor. Bir yıl sonra, bu cemiyetin Selânik'te toplanan kongresine Diyarbakır delegesi olarak katılmış (1910), Merkez-i Umumî üyeliğine seçilmiştir. İttihat ve Terakki mektebinde sosyoloji okutuyor, Ali Canip'le Ömer Seyfettin'in çıkardıkları Genç Kalemler dergisine giriyor. Yazılarında kullandığı takma adlardan biri de Gökalp'tir. Ziya Gökalp, otuz beş yaşındaki bu genç mütefekkir, basını ve aydınları etrafına toplayan bir kutuptur. Dış görünüşü ile çok şey vaat etmez. Münzevî ruhlu, çekingen ve alçakgönüllüdür. Fakat konuşmaya başlayınca hemen fark edilir ki o, ince zekâsı, derin ilmi ve olağanüstü telkin kabiliyeti ile bir fikir ve mücadele kuvveti, bir mürşittir.
Genç kalemlerde dil, felsefe ve sosyolojiye ait makaleler yazıyor. Bu derginin ele aldığı Türk dilinin sadeleşmesi davasını ilmî olarak inceliyor. bu dava daha önce Tanzimat yazarlarınca da ileri sürülmüş, ama söz ve dilek halinde kalmış, pek dar ölçüde uygulanmış, yazı dili ile konuşma dili birleştirilememiştir.
Ziya Gökalp, sade dil akımını müdafaa ederken, İslâm kültürü arasında benliğini kaybeden Türklüğü kurtarmak istiyordu. Ona göre sade dil ilmî ve millî bir zarurettir. Osmanlıca ile Türklük kaybolmuştur. Çünkü dil, milliyetçiliğin temelidir. Hukuk, ahlâk, güzel duygular gibi bütün değerler dile anlatılır. Millî kültürün yayılması, dilin sadeleşmesi ile gerçekleşir. Vatan manzumesinde, vatanı dille ne güzel uzlaştırır:
Bir ülke ki camiinde türkçe ezan okunur,
Köylü anlar namazdaki manasını duanın.
Bir ülke ki mektebinde türkçe Kur'an okunur,
Ey Türk eli, işte senin orasıdır vatanın.
Küçük, büyük herkes bilir buyruğunu Hüdanın.

Dilin sadeleşmesi prensiplerini de etraflıca ele alıyordu. Yaşayan dildi Türkçe. Karşılığı bulunan Arapça, Farsça kelimeleri, tamlamaları ve bu dillerin dilbilgisi kurallarını atmak gerekirdi.
Arapça'ya meyletme,
İran'a da hiç gitme
Tecvidi halktan öğren,
Fasihlerden işitme.

Başka Türk lehçelerinden kelime almamak, kökü Türkçe de olsa ölü kelimeleri Türkçeye sokmamak lâzımdı.
Türkçeleşmiş Türkçedir,
Eski köke tapmayız.

Ziya Gökalp'e göre ölü kelimeleri dile sokmak, dilin tabiî tekâmülüne ve kendi öz kurallarına aykırıdır. Türk halkının bildiği her kelime millidir. Bu fikirler Ömer Seyfettin, Falih Rıfkı Atay, Orhan Seyfi Orhan, Halit Fahri Ozansoy gibi yazarları ve şairleri aydınlatmış, Türkiye'de millî edebiyat akımının gelişmesine sebep olmuştur.
Ziya Gökalp, Osmanlı İmparatorluğunun çöktüğü devrin fikir anarşisi içinde gidilecek yolu gösteren bir mütefekkirdir. Türkçülüğün esaslarını, batının ilim anlayışı ile incelemiş bir sosyologdur. Yaşadığı devirde, Osmanlı Devleti idaresindeki Türk olmayan unsurlar millî benliklerini duyuyor, Türklerden ayrılmak istiyorlardı. Türkler ise Türkçülük, Osmanlıcılık, İslâmcılık gibi üç cereyandan hangisini seçmek gerektiği hakkında millî bir şuura erememişlerdi.
Bu üç cereyanı ilk defa uzlaştıran mütefekkir Ziya Gökalp'tir.
Gökalp'e göre, Türkiye için en lüzumlu şey, millî şuurun uyanması ve asrın gidişine uyulması idi. Modern olmak, batının ilmini, tekniğini kabul etmek demektir. Hem doğu, hem batı ilmi diye iki ilim, iki anlayışı olamaz. Darülfünun batı anlayışına göre düzenlenmelidir. Şeriye mahkemeleri kalkmalıdır. Din, vicdan mevzuudur. Laik bir devlet teşkilâtına lüzum vardır.
Yıkılmış ve yaşatılması imkânsız ataerkil (pederşahi) aile yerine modern Türk ailesinin kurulmasını istiyor. Bunun sağlanması için eski Türk ailesini ilmî olarak inceliyor. Ailenin hukuk, iktisat ve ahlâk bakımından teşekkülü için medenî kanunun ıslah edilmesini ileri sürüyordu. Modern aile, nikâh, boşanma, miras mevzularındaki düşünceleri bugünkü Türk toplumunda kabul edilmiş esaslardır.
Milliyetçilik fikrinin gelişmesi yalnız Osmanlı tarihini değil, Türk tarihini incelemekle gerçekleşebilirdi. Edebiyatın kaynağı batı değil, Türk folkloru, Türk milletinin hayatı olmalıdır. millî şuuru uyandırmak için fikir Türkçülüğü lâzımdır. Çünkü medeniyet uluslararasıdır, müşterektir. Fakat hars (kültür) millîdir, diyordu.
Milliyetçiliği, "Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir" diye tarif ediyor; ekonomi, dil, din, hukuk, ahlâk ve aile bakımından Türkçülüğün izahını yapıyor. Ona göre milliyetçilik, Irkçılık değildir. Ziya Gökalp'in Turancılığı "Irkçılık" diye anlaşılmamalıdır.
Vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan...

diyorsa da Turan'ı, Osmanlı birliğini tamamlayan bir ülkü olarak anlıyor. Tarihî determinizmin ortaya çıkardığı bir teşekkül olarak kabul ediyor.
Türkçülüğün esasları eserinde: "Millet ne ırkî, ne kavmî, ne coğrafi, ne de siyasî bir zümredir", "...bugünkü duruma göre Türkçülüğün üç mefkûresi olmalıdır. Bunların hakikate en yakın olanı Türkiyeciliktir" diyor. İkinci mefkûrenin Oğuzculuk, üçüncü ve uzak mefkûrenin de Turancılık yani bütün Türklerin birleşmesi olduğunu tahayyül ediyor.
Malta'da sürgünken Anadolu'nun elden gitmesi tehlikesini anlamış, realist bir Türkçü olarak, Çoban ile Bülbül'ü yazmıştı.
Çoban dedi: -Ülkeler hep gitse de,
Kopmaz benden Anadolu ülkesi.
Bülbül dedi: -Düşman haset etse de,
İstanbul'da şakıyacak Türk sesi.

"Mabedimizin üstünde bir meşale söndü"
Gökalp'in sosyoloji sistemi, Durkheim'in içtimaî mefkureciliğidir. Yalnız, bu mefkureciliği millî bir tefekkür açısından ele alır. Sosyal mevzulardaki örneklerini Türk tarihinden, Türk hayatından seçer. Gökalp, Mondros mütarekesinden sonra Üçlü Anlaşma Devletlerinin İstanbul'u işgali üzerine İngilizler tarafından Malta'ya sürülüyor (1919-1921). Sürgün bitince Diyarbakır'a dönüyor. Kurtuluş Savaşı sırasında Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti üyesi olarak Ankara'ya gidiyor. 1923'te Diyarbakır'dan milletvekili seçiliyor. 1924'te hastalanıyor. Tedavi için gittiği İstanbul'da kırk dokuz yaşında ebediyete intikal ediyor.
İttihat ve Terakki'yi parmağında çevirecek kadar siyasi bir güce de sahip olan Ziya Gökalp, hiçbir memurluk istememiş, bakanlıklara "Firavun mevkii" demiştir. Onun yüksek ahlâkını Yakup Kadri Karaosmanoğlu şöyle anlatır: "Bulutların ve şimşeklerin üstünde berrak sema ile arkadaş olan yüksek tepeler gibi her vakit insan ihtiraslarının üstünde sakin başı, merkez-i umumî azalığında bulunduğu zamanlarda bile bir an gündelik politika adını verdiğimiz sıtmalı dalgalanışların üzerine eğilmedi. Daima yüksek gördü, yüksek düşündü. Her şeyden önce yüksek bir insandı". Büyük mütefekkirin ölümü ile, Ruşen Eşref Ünaydın'ın dediği gibi: "Mabedimizin üstünde bir meşale söndü, fakat binlerce el o meşaleden kendi meşalesini yaktıktan sonra"!

20/8/2007

SARI KURT MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.